|
|
|
Evlilik sorunları:
Özellikle ülkemiz gibi ailesel bağların ve toplumsal yaşantının
kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda erişkin
yaşlara gelen kişiler evlenerek hayatlarını sürdürmektedirler. Her
ne kadar “dışı sizi, içi beni yakar” deseniz de yurt dışında
yapılan çalışmalara göre 45-65 yaş grubunda evli erkeklerde, aynı
yaş grubundaki bekar ve birlikte yaşayan erkeklere göre , 10 yıl
içinde ölüm oranları iki kat daha az bulunmuştur. Evli erkekler
daha uzun yaşama şansına sahip bulunmaktadırlar.
Evlilikte en önemli sorunlar arasında eşler arası iletişim süresi
ve kalitesinin eksikliği, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile
olan ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve
hissedişleri, ekonomik sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki
durumları sorunlarını çözmede kullandıkları yollar, eğer çocukları
varsa onların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları,
ve cinsel hayatlarındaki yetersizlikler ve uygunsuzluklar
sayılabilir.
Evliliklerdeki sorunlar hamilelik, düşük ya da kürtajlar, çocuk
sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik
sıkıntı dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim
yerine taşınma (özellikle bizim toplumumuzdaki ataerkil yaşam
düzeni, ekonomik sorunlar , evlenen gençler ve ebeveynleri
arasındaki sınır sorunları nedeniyle evlendikten sonra gençlerin
erkek tarafıyla ya da onlara çok yakın bir yerde yaşamaları
şeklinde), emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek
çok değişim sonrasında başlayabilmektedir.
Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da daha ağırı çocukların
kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar
artmaktadır.
Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar: Kadınlarda
vaginismus, anorgazmi ; erkeklerde erken boşalma ve erektil
(cinsel organda sertleşme)fonksiyon bozuklukları sayılabilir.
Bunlar yüksek olasılıkla psikolojik kökenli olup, tedavi
edilebilir sorunlar arasındadır. Eğer kişilerde eşcinsel bir
yönelim varsa ve buna rağmen toplumsal baskılar yüzünden evlilik
yoluna gidilmişse, sorunların çözümü zorlaşmaktadır. Toplumumuzda
sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta
çocukluk döneminde yaşanan tacizlerle ilişkili olabildiği gibi,
aile içinde cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde
öğretilmeyip, kulaktan dolma yanlış bilgilerden edinilmesi, ailede
karşı cins ile iletişimin katı bir şekilde sınırlandırılması ve
korkutulması ile gelişebilmektedir. Gençler bu nedenlerle
genellikle evlendikleri zaman karşı cinsle ilk cinselliklerini
yaşamakta, bu da aşırı heyecan, performans kaygıları ve korku ile
sorunlu cinsel girişimlere yol açmaktadır. Bazen de gençler
arkadaşlarının ya da bazı akrabalarının telkini ile paralı
uygunsuz cinsel ilişkilere girip, ilk deneyimlerde olumsuz
yaklaşımlarla karşılaşmakta, bu durum kendi performans kaygılarını
arttırmaktadır. Bireyler cinsel açıdan sorunlar yaşıyorsa,
bunların tedavilerini birlikteliklerinin erken aşamalarda
yaptırmalı bugünkü işlerini yarına bırakmamalı ve eşlerini
yıpratmamalıdırlar. Cinsellik sıklığı ve şekli her iki kişinin
ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile
birleştirilmeli , mekanik bir eylemden çok, adeta bir güzel
sanatlar gösterisi şekline dönüştürülmelidir.
Farklı sosyokültürel düzeyler: ( farklı dinler, milletler,
mezhepler,farklı sosyoekonomik düzeye sahip aile yapıları gibi)
birbirlerinden çok farklı sosyokültürel değerlere ve yargılara
sahip olduklarından evlilik sorunları yaşayabilirler. Bireyler
çevreden gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda
değiller ve bunun için gerekli maddi ve manevi güçte değillerse
,birbirlerine ve evliliklerine sahip çıkamayabilirler. Ancak her
ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek için yeterli
birikime ve kişilik yapılarına sahipse, evlilikleri çok mükemmel
de olabilir
İletişim düzeyleri: Eşlerin birbirleriyle kurdukları sözel ve
vücut dili olan iletişim
(birbirleriyle az konuşmaları, dertlerini paylaşamamaları gibi)
yetersiz ve kalitesizse gene evlilik sorunları erken dönemlerde
başlayabilmektedir. Eşler birbileri yanında ağlayabilmeli,
sevgilerini her şekilde dile getirmelidirler. “Seni seviyorum”
demenin sözel olmayan binbir çeşit yolu vardır ( ufak bir hediye,
değişik bir yemek, ona yollayacağınız güzel bir yazı ya da resim,
eşinizin sevdiği bir demet çiçek, hafta içi ya da sonu birlikte
yapacağınız ufak bir gezi vb.) Sabah ayrılırken birbirinizi
öperek, başarılar dilemek, eşiniz eve geldiğinde kapıda sevimli
bir yüz ifadesi ile , güzel giysiler içinde karşılamak, bunlar
arasında sayılabilir. Ayrıca eşler birbirlerine sadece kendilerine
ait, birbirlerinin hoşuna giden bir takım güzel hitaplarla
seslenmeyi alışkanlık haline getirmelidir ( bir tanem, bebeğim,
aşkım vb). Eşler beyinlerini ayakları altına almadıkları sürece
bunları bulabilirler. Ancak beyinlerimizi çöpe atmamız,ne yazık ki
televizyonla aşırı derecede haşır neşir olmak, anlamsız gururlar
şeklinde bunun en çok görülen sebeplerden biri olmaktadır.
Her evlilik aslında bir konfederasyon modelinde olmalıdır. Eğer
çiftleri oluşturan bireylerden biri diğerinin haklarını
çiğniyorsa, onun özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar
sürekli tek tarafın isteği doğrultusunda alınıyorsa, evlilikler
çıkmaza girmektedir. Her kurum gibi evlilik de demokratik bir
şekilde yürütülmelidir.
Zamanın paylaşımı :Evliliklerde bireyler sürekli olarak herşeyi
birlikte yapmak zorunda olmamalıdır. Mutlaka birlikte vakit
geçirecek aktiviteler de olmalıdır ancak bireyler zaman zaman
kendi arkadaşları ve çevreleri ile de birbirlerinden ayrı zamanlar
geçirebilmelidirler. Bu bazen orkestrayı dinlemek bazen de tek bir
enstrümandan oluşan solo albümleri dinlemek gibidir. Kişi kendine
tanıdığı hakların aynısını eşlerine de tanımalıdırlar. Aksi halde
efendi-köle ilişkisi olur ve bu ilişkilerin temeline dinamit
koymak ile eşanlamlı hale gelir.
İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz yönde etkilerinin
engellenmesi: İnsanların günlük hayatları bir parça sirklerde
göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi davranışı
gibidir. Her top belli bir sürede elde tutulmalı yada dokunmalı ve
birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi
elde fazla tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplarda
düşmektedir. Benzer şekilde eğer kendine, eşine, mesleğine ve
çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri bile aksasa
diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde
sadece
arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin
tümünü eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz.
Mutluluğunuz başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır.
Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri diğerlerini yok etmemelidir.
Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize yol açıyorsa,
iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da
uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. Evlilik sorunları,
çocuklarınızla sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz.
İşte yaşanan sorunlar eve, evde yaşananlar işe taşınmamalıdır.
Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize, eşinizden duyduğunuz
herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok zor
düğümler atarsınız Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin
sadece bir yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de
karşılanmalıdır. Eş ve çocukların sadece paraya değil sevgiye de
gereksinimi vardır.
Sadece eşe yoğunlaşmak: Bütün hayatınızı da eşinizin üzerine
kurmamalısınız, herşeyi ondan beklememelisiniz. Kendiniz de
yaptığınız uğraşlar ve çevrenizle ilişkilerinizden doyum
sağlayabilmelisiniz. Aksi halde eşinizi kıskanır, onun hayatını
kısıtlamaya başlarsanız evliliğiniz tehlikeye girer. Kendi
yağınızla kavrulmayı da öğrenmelisiniz.
Eski konumdan (çocukluk) yeni konuma (erişkinlik) geçişin idraki:
Artık siz yeni bir ailede yaşıyorsanız o kurumun sağlığı için
,gelecekte sizden daha kültürlü,sağlıklı ve mutlu yetiştireceğiniz
kişiler için mücadele etmelisiniz. Hayatınızın daha yüksek bir
olgunluk basamağını aşmış bulunmaktasınız. Buna rağmen hala eski
evinizin küçük çocuğu gibi davranırsanız, anne-babanızın sizin
hayatınızı istedikleri gibi karışıp yönlendirmesine izin
verirseniz, kendi prensipleriniz ve yöntemlerinizle hayatınızı
sürdüremezseniz gerekli olgunluğa ulaşamamışsınız demektir, bu da
evliliğinizin kalitesizleşmesini sağlayacaktır. Kendini evlilik
için yeterli olgunlukta hissetmeyen ya da bu olgunluk düzeyine
ulaşamamış kişiler evlenmemelidirler.
Birbirini tanıyabilmek ve maske takmamak: Özellikle kırsal
kesimlerde erişkin döneme gelen kişiler, ailelerinin kararları
doğrultusunda birbirlerini yeterince tanımadan evlenmektedirler.
Bazı durumlarda ise aile baskısı ile hiç karşı cinsten arkadaşı
olmayan kişiler görüşüp tanıştıkları ilk kişi ile
evlenmektedirler. Bu durumlarda kişiler kendi gerçek özelliklerini
saklamakta ve karşılarındakini maskeler takarak aldatmaktadırlar.
Bunlar sonucunda “cicim aylarının bitiminde” sorunlar başlamakta
ve fertler “bu benim sevdiğim kişi değildi” diyebilmektedirler. Ya
göründüğü gibi olmak, ya da olduğu gibi görünmek en insancıl
yaklaşımdır.evlilik öncesi kişiler birbirlerine karşı açık olmalı
ve olumsuz taraflarını görebilecek sürede ve kalitede
konuşabilmelidirler.
Sınırlarınızı belirlemek ve korumak:Toplumumuzda gençler
genellikle evlenene dek aileleri yanında yaşamaktadır. Bazı
durumlarda evlenecek çağa gelen gençler babalarının yanında
çalışmaktadırlar. Bu gibi durumlarda gençler yeterli güce sahip
olamamakta ve adeta onların eline bakar duruma gelebilmektedirler.
Anneler çocuklarını aşırı kollayıcı olmakta ve onlarda bağımlı bir
kişilik oluşturarak, kendi başlarına yaşayabilme becerilerini
ellerinden almaktadırlar. Bu gibi durumlarda aileler gençlerle
aynı dairede ya da apartmanda yaşamakta, gençlere sık sık müdahale
etmektedirler. Bu gibi hallerde sınır sorunları yaşanır ve
baba-oğul, gelin-görümce, gelin-kaynana çekişmeleri, damat-
kayınpeder ya da eltiler arası geçimsizlikler yaşanabilmektedir.
Evlilik dışı cinsel ilişki: Evliliklerde çiftlerden herbiri
kendini yenileyebilmeli, hayatlarını tekdüzelikten
koruyabilmelidir. Birbirlerini onore etmeli, birbirlerinin
zevklerini küçümsememeli, fikirlerine saygı duymalı, bakımlı
olmalı ve ortak plan ve hedefleri olmalıdır. Kişiler kendilerine
değer vermez ve bakımlı olmazlarsa, ev içinde sevimli , anlayışlı
bir ortam oluşturamazlarsa ya da kendilerinde doyumsuzluklar varsa
, evlilikdışı cinsel birlikteliklere girişebilirler. Kimse
kimsenin başkasından kaptığı mikropları paylaşmak zorunda
değildir. Bu durumda kişiler kuruma ihanet ediyor demektir
Aldatmanın özrü yoktur ancak, sebepsiz sonuç da olmaz. Her iki
tarafta istiyorsa, sorunların altyapısına inecek derinlikte
terapiler yapılmalıdır. Ancak elemanlardan biri buna isteksizse ,
boşanmaya kararlı ise, zorla güzellik olmaz.
Uygunsuz beklenti düzeyleri: Fertler birbirlerinden çok büyük
beklentiler içinde de olamamalıdır. En mükemmel aşk, sürekli
olarak eğlence içinde kahkahalar içinde yaşama beklenmemelidir. Bu
şekildeki ayağı yere basmayan aşırı romantik beklentiler sizi
hayal kırıklıklarına uğratabilir. Histrionik kişilik özellikleri
olan kişiler sürekli olarak aranılmak, aşırı düzeylerde
desteklenmek ve eşlerinin yanında sürekli olarak bir numara olmak
isterler. Oysa evlilik bir çocuk oyunu değildir, kişi çevresine ,
işine de zaman ayırmalıdır. Evlenerek başkasının özgürlüğünü
tamamen satın alamazsınız. Özellikle kızlar ailelerinin içinde
bulundukları gergin ilişkilerden ve zor ekonomik durumlar
nedeniyle erkenden evlenebilmekte ve gerçekçi olmayan beklentileri
nedeniyle “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” gibi daha olumsuz
durumlar içine düşebilmektedirler. Sadece duyguları ile hareket
edenler hüsrana uğrarlar duygular ve mantık elele yürümelidir.
Otorite mücadeleleri: Evlilik bir güç mücadelesi, meydan savaşı
değildir. Herkes kendi alanını korumalı ve birbirine yaptırımlarda
bulunmamalıdır. Tabii ki, bunun olabilmesi için fertlerin kişilik
sorunlarının olmaması gerekir. “Hep ben haklıyım, o haksız, en
doğruyu ben bilirim, benim sözüm kanun” şeklindeki yaklaşımların
olabildiği narsisistik ve aşırı düzen ve katı prensiplerle
donatılmış olan obsesif kişilikler bir diğerinin üzerinde otorite
kurmaya çalışabilir. Bu da sürekli olarak sürtüşmelere yol açar.
Evlilik bir meydan savaşı değildir. Bu şekilde elde edilebilecek
bir zafer de ancak Pirus savaşı zaferi gibidir. İki tarafta
mücadeleden kırılır. Kazanan olsa bile sağ kalan çok az olduğundan
zaferin anlamı kalmamıştır.
Kadınların biyolojik ve ruhsal olarak zayıfladığı dönemlerin
anlayışla karşılanması: Hamilelik ve emzirme dönemi kadınların en
fazla zorlandıkları dönemler arasındadır. Ayrıca kadınların ayda
bir yaşadıkları mensturasyon (adet) dönemleri kendileri için hem
kan kaybının getirdiği halsizlik. Hem de o dönemde yaşadıkları
hormonel fırtına da demeyelim,kasırgalar onları strese karşı çok
zayıf hale getirir.Bu zamanlarda erkeğin eşini daha anlayışla
karşılaması, evle ilişkisini daha da çok arttırması, yükleri
omuzlaması gerekir. Eğer babalık ya da anneliği kaldıramayacak
olgunlukta hissediyorsanız, çocuk sahibi olmamanız gerekir. Gene
zor ekonomik dönemler yaşanıyorken birbirinizi mutsuz edecekseniz,
evlenmemeniz gerekir. Sinirlenince öfkenize hakim olamıyorsanız (
ki ileri dönemde kalp-damar sorunlarınız olacak demektir), eşinize
ya da çocuklarınıza şiddet uyguluyorsanız, sıkıntılar sonrası içki
ya da bağımlılık oluşturan maddelere boyun eğiyorsanız gene
evliliği hak etmiyorsunuz demektir. Elbette ki eşinizde görüp
hoşlanmadığınız bazı özellikleri, içinizde patlama yapmasını
beklemeden söylemelisiniz. Ancak bunu yaparken ifadeleriniz ve
vücut dilinizi sakin tutmanız, mantığı rafa kaldırmayıp, aşırı
duygusal olmadan hareket etmelisiniz. Eğer züccaciyeci dükkanına
giren bir fil gibi davranırsanız, bu davranışınız amacından
uzaklaşır ve haklıyken haksız duruma düşersiniz, evliliğinize
zarar verirsiniz. Unutmayın ki, tatlı söz yılanı deliğinden
çıkarır. Çocuklarınız yaptıklarınızı görüyor, bugün başkasına
yaptıklarınız yarın size uygulanabilir, rüzgar eken fırtına biçer.
Sorumluluklarını bilmek:Ev işleri, çocuk bakımı, alışveriş vb. tek
kişinin sorumluluğu değildir. Eğer kadın da çalışıyorsa, ev
işlerinin yapılmasına erkek de katılmalıdır.çocuğun bakımı sadece
anneye yüklenmemelidir. Eşiniz ve çocuğunuzla gelecekte kurmayı
düşlediğiniz güzel günlerin temelini çok erkenden atmazsanız,
gelecekteki güzel günleri sadece hayalinizde yaşatacaksınız
demektir. Evli çifti oluşturan her bir eleman bu sorumluluklara
katılmalı, görevini ihmal etmemelidir. Ne ekerseniz onu
biçersiniz.
Kendinizi feda ederek, çocuklarınız için evliliği hasbelkader
sürdürmek: Sadece “çocuklarım annesiz ya da babasız büyümesin”
diye evliliğinizi sevgi olmadan sürdürüyorsanız, sorunlu bir
evlilik yaşadığınızdan dolayı da çocuklarınız ruhsal olarak
olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Anne,babanın maddi olarak
aralarında olup, manevi olarak yanlarında olmaması çocuklar için
daha da örseleyici olabilir ve onların da kendi evliliklerinde
mutsuz olmalarına yol açabilirsiniz. Bazen ayrı ama mutlu
ebeveynler, birarada hergün mutsuz çiftlerden daha iyi çocuklar
yetiştirebilirler. Çocuğunuz için her türlü olumsuzluğa rağmen
evliliğinizi sürdürmek erken yaşta tükenmenize yol açabilir ve
aslında çocuklarınıza daha az yardım etmiş olursunuz.
Alkol, uyuşturucu madde ve kumar gibi alışkanlıklar: Eğer eşlerden
birisi bu tür bir alışkanlık içinde ise bunlar maddi, manevi,
sosyal ve ailesel iletişim sorunlarına yol açabildiğinden
evliliğin güzelliğini bozmaktadırlar. Bu durumların varlığı
çoğunlukla boşanmalara yol açabilmektedir. Geçmişten gelen
birikmiş sorunlarınızın ve günlük mutsuzluklarınızın çözümünü bu
tür zararlı alışkanlıklar yerine bir psikiyatra terapiye giderek
sağlamalısınız.
Kendi mutluluğunuzun anahtarı sizdedir:Evlilik
akıllı,duygulu,dürüst ve adil insanların işidir. Eğer kişiler
kendilerini karşılarındaki yerine koyamıyorsa yani empati
yapamıyorsa, hep ben haklıyım, eşim haksız diyorsa, suçu
karşısındakilere atıyorsa ( ki bu kişilik bozukluklarının bir
kriteridir), kendine düşen sorumlulukları yapmıyor, çözmek için
çaba sarfetmiyorsa, evlilik için yeterli olgunlukta değilsiniz
demektir ve evliliğiniz yıkılmaya mahkumdur. Sıklıkla çiftlerden
biri daha çokça da kadınlar vücutsal yakınmalarla , bayılma ve
sinir krizleri ile hastane acil birimlerine taşınır, doktor doktor
dolaştırılırlar. Bu dönemlerde sedece onun değil,sizin de vücutsal
ya da ruhsal sorunlar yaşamanız doğaldır. Keskin sirke küpüne
zarar verir bu davranışlarınız sizin mide-barsak sistemi, cilt
sorunları, cinsel sorunlar, kalp-damar sistemi sorunları gibi
psikosomatik sorunlar yaşamanıza yolaçacaktır.Bazen de bu gibi
durumlarda kadınlar bir yere dek sineye çekebilir, eşlerinin yaşı
emeklilik yaşına gelinceye dek bekler ve sonrasında işler tersine
döner. Bu kez kadınlar erkeklerden evin egemenliğini alabilir ve
“alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” atasözündeki gibi
yılların intikamını alabilirler.
Son söz olarak ölümden başka herşeyin çözümü vardır. Hayatta en
kötü şey ileride geçmişte yaptıklarınız ya da yapmadıklarınız için
“keşke” ile başlayan sözler söylemenizdir. O yüzden ne yaparsanız
yapın, geleceğinizi akıllıca düşünüp, iyice emin olduğunuzda
yapmanız gerekir. Herşeye uzun erimli olarak bakın, ufak şeylere
odaklanmayın. Ayrılmadan önce de birbirinize değişmek için son bir
şans verin, öğrenmenin yaşı ve mekanı yoktur,insan gelişen bir
varlıktır, bir psikiyatr ile evlilik terapilerine başlayın.
Hepinize daha kaliteli birliktelikler ve bizden daha uygar
çocuklar yetiştirebilmeniz dileklerimle.
Evlilik aslında birbirinden farklı iki insanın paylaşmaya
başladığı yeni bir hayat dönemi olarak değerlendirilir. İnsan
hayatındaki her değişim strese sebep olur ancak evlilik gibi köklü
değişimlerin yeri daha bir farklı olmaktadır.
Şöyle düşünün kültürel olarak aile yaşantısı olarak birbirinden
farklı iki kişinin aynı evi aynı zaman ve mekanı paylaşmaya
başlamaları hayatınızda ne kadar radikal bir değişimdir.
Hele birde eşinizle öncesinde tam tanışmadığınızı düşünün. Belki
de hep güzel saatleri paylaştınız ve birbirinize göstermek
istediğiniz yüzünüzü gösterdiniz. Gülünecek neşeli anları
paylaştınız. Ancak artık evlisiniz ve iki kişilik düşünmek
zorundasınız. Bu durumda kendinizi kısıtlanmış gibi hissetmeniz
gayet doğaldır. Karşı tarafın da aynı duyguları paylaştığını
unutmayın. Bunu böyle düşündüğünüzde karşılıklı anlayışla bazı
sorunların üstesinden gelebilirsiniz.
Eğer her iki zaman içersinde çözülecektir. Ancak bunun yanında
yeni yaşamınızda ortaya çıkabilir. Yeni yaşamınızda değişen bir
şeyde artık düzenli bir cinsel yaşamın başlaması. Özellikle
toplumumuzda insanların büyük bir çoğunluğu ilk cinsel
deneyimlerini eşleri ile yaşamaktadırlar. Daha önce yaptığım bir
araştırmada erkeklerin % 40 ı ilk deneyimlerini kendi eşleri ile
geçekleştirdiklerini gördüm. Bu oran kadınlarda daha da yüksek
çıkmıştı. Dolayısıyla tecrübesiz iki insanın bir araya gelmesi
üstelikte yanlış bilmeleri nedeniyle bazı cinsel sorunlarda
karşımıza çıkmaktadır.
En sık evliliğin ilk günlerinde cinsel birleşmeyi başaramama
karşımıza çıkmaktadır. Bunun temelinde bazı törelerinde etkisi
vardır. Kapıda birileri sizden haber beklerken sınavdaki bir genç
gibi performans kaygısı yaşayan ve cinsel organında sertleşme
sorunu yaşayıp ilişkiye girmeyenlerle sıkça karşılaşmaktayız.
Bazen de cinsel ilişkide yaşayacağını sandığı için kendini aşırı
kasan ve bu nedenle ilişkiyi başaramayan genç kızlarla da
karşılaşmıyor değiliz.İlişkiye müsaade etmeyecek kadar vajina
kaslarında kasılma ile giden duruma ise vaginismus diyoruz. Diğer
cinsel sorunlar için cinsel yaşam sayfalarımıza bakabilirsiniz.
Tüm bu durumlar bazen kendiliğinden çözülebilir ancak bazen de
çözümlenemeyen basit sorunlar ayrılmaya varacak nahoş durumlarla
karşımıza çıkmaktadır. Eğer bir iletişim sorununu kendiniz
çözemeyecekseniz sorunun çözümü için bir profesyonele başvurmaktan
çekinmemelisiniz |
|
|
|
|
|
|